Bugün envâi çeşit cinsini zevkle tükettiğimiz kahve, Yemen’den Osmanlı ülkesine ; oradan dünyaya yayılmış, Şamlı Hakem ve Halepli Şems Efendilerin “Taht-ı Kal’a” [Kalealtı-Tahtakale] semtinde 16. Yüzyıl başlarında açtığı ilk kahve ile “kahvehane” kültürü de şekillenmeye başlamıştır. Sesli bir biçimde “Gazavatnâme” ya da “Hüsrev u Şirin” okuyan kârîler, öyküleri ile adeta bir sahne şovu sergileyen meddahlar, çöğür bozuk yahut divan sazı ile destan okuyan aşıklar, bir köşede pinekleyen afyonkeşler, tesbih sallayan külhanbeyleri, nargilelere köz taşıyan ateş oğlanları, semâî kahvelerinde saz çalan sazendeler, duvara muamma asan şiir sevdalıları, tütün zevki üzerine sohbet eden tiryaki ihtiyarlar, mahallenin her türden sakini… Kahvehane sadece bir teneffüs mekanı değil aynı zamanda sohbet meclisi, eğlence mekânı, kültürün yaşatıldığı bir ocaktı. Meşhur Maltalı ressam Amedeo Preziosi, İstanbul manzaralarını aktardığı sulu boya ve baskı resimleri arasında bir de bu kahvelerden birine yer verir. Havuzlu kahvemizde sigarasını tüttüren dervişler, saz çalan aşıklar, Cezayir kesimi “it kılığı” ile tütün lülesinin başında bir bitirim, koltuğunda nargilesi ile bir ateşoğlanı velhasıl Osmanlı İstanbul’unun bilindik simaları boy gösterir. Bu güzel tasvirden bir enstantaneyi sizler için seçtik. Belinde kaması, sırtında cepkeni ve pos bıyıkları ile bitirim bir delikanlı sekinin üzerine tünemiş çubuk tüttürüyor,karşısında koca sarığı ile bir başka delikanlı belki bir efe nargile çekmekte, yanlarında kalpağı ve fişekliği ile, omzuna attığı sarı pelerinle dikkat çeken Kafkasyalı bir ihtiyar konuşulanları sakin sakin dinler gibi… Bu dikkat çekici manzarayı Osmanlı kahvelerinin donmuş bir anı olarak sizlere sunuyoruz.




















Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.